18 Ağustos 2007 Cumartesi

Adnan Oktar'ın El Cezire televizyonu ile yaptiği röportaj


Tüm röportajın deşifresi videosunu ise buradan izleyebilirsiniz http://www.oktar-babuna.net/070806_aljazeera_roportaj.php

El Cezire: Hocam ilk başta sizinle görüşmekten memnuniyet duyuyoruz. İlk başta bizim programımızın adı “Özel ziyaret”. İlk soracağımız soru sizlere sizin seçtiğiniz isim Harun Yahya iki peygamberin ismi. Neden bu ismi seçtiniz?
ADNAN OKTAR: Öyle ani karar verdim. Biri Hz. Musa’nın yardımcısı, biri Hz. İsa’nın yardımcısı. Onların hatıralarına hürmeten kitaba nasıl bir müstear isim koyalım dedim. Kuran’ı açtığımda şöyle kısa bir düşünmenin arkasından o ismi vermiştim. O şekilde kaldı.
El Cezire: Acaba Harun Yahya diye bir isim seçmenizin nedeni yahudilikle İslam arasındaki ilişkinin bulunması mıdır yoksa başka sebep mi?
ADNAN OKTAR: Hayır hayır. Hz. Musa İslam peygamberidir. Harun da İslam peygamberidir. Hz. İsa da İslam peygamberidir. Yahya da İslam peygamberidir. Bunların hepsi Müslüman olan peygamberlerdir. Dolayısıyla yahudilikle bir alakası yok.
El Cezire: Hocam bu konulara bir daha döneceğiz daha sonra ama şimdilik benim bildiğim kadarıyle sizin ailenizden Kafkasya’dan gelme. Sizleri daha çok tanımak istiyoruz sizlerin ailesinden kendinizden biraz bahseder misiniz?
ADNAN OKTAR: Evet Kafkas kökenliyim. Kafkas seyyidiyim. Peygamber Efendimizin nesline dayanıyor neslim. Baba tarafından seyyidim. Anne tarafından da yine Kafkas kökenliyim. 1800’lerin sonlarına doğru Türkiye’ye gelmiş ailem. Ankara’da, ilk, orta ve lise eğitimimi Ankara’da yaptım. Kısa kısa mı açıklayayım yoksa detaylı mı açıklayayım, tercüme açısından?
El Cezire: Yok hocam ama cevaplarınız kısa olursa daha iyi olur, yalnız yani tercüme için kesmeyeceğiz, yani siz cevabınızı rahat rahat tamamlayın.
ADNAN OKTAR: 1979 yılında Güzel Sanatlar Akademisini 3. olarak kazandım. Resim bölümünü. İç mimari bölümünü. O zaman ailemle beraber İstanbul’a 1979 da göçtük, buraya geldik. Sonra Akademide bir süre okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne geçtim. Felsefe bölümünde de bir süre okuduktan sonra bu kitap çalışmalarına başladım. Onu alabilirmiyim? Teşekkür ederim. Kitap calışmalarına başladım. Kitap ve cdler, bu eserlere başladım. Bu zamana kadar da devam ettim.
El Cezire: Benim bildiğim kadarıyla, sizin aileniz Kafkas’taydı ve onlar seyyid idiler ama aynı zamanda mütevazı bir aileydi yani çok parası yoktu. Ama kendileri dindar idi. Mesela sizin babanız dindar mıydı acaba?
ADNAN OKTAR: Klasik anlamda dindardı. Yani 5 vakit namazını kılmıyordu ama Cuma namazlarını kılardı. Ama dine karşı derin bir saygısı vardı. Zaman zaman Kuran okurdu. Bizi camiye götürürdü küçükken, çocukken. Bizi alıştırmıştı camiye. Bunları almanız mümkün mü veyahut da şöyle tutalım, mesele yok. O anlamda dindardı.
El Cezire: Acaba sizin, size, sizi en çok etkileyecek dini bir kitap var mı acaba öyle birşey hatırlıyormusunuz? Bir kitap okuduğunuzu daha sonra çok etkilendiğiniz ve daha sonra dine yöneldiğiniz, öyle birşey var mı ?
ADNAN OKTAR: Said Nursi Hazretlerinin Risale-i Nur isimli külliyatı var. Türkiye’de meşhurdur biliniyor. Bir kısım İslam ülkelerinde de biliniyor. İlk o eserlerden etkilendim. Ama İmam-ı Rabbani’yi severim. Onun kitaplarını okudum. İmam Gazali’yi okudum. İbni Abidin’i okudum. İbni Abidin’in eserlerinden okudum. Ama daha ziyade ilmihal kitaplarından okudum. Ömer Nasuhi Bilmen’in tam ilmihali vardır, Türkiye’de ünlüdür, bilinir. Temel eserler olarak onları okumuştum.
El Cezire: Aslında İmam Gazali’nin etkisi çok açık ve çok net sizin kitaplarınızda. Çünkü İmam Gazali şüpheden başlayarak yakine ulaşmış. Siz de öyle yapmışsınız.
ADNAN OKTAR: Evet evet.
El Cezire: Hocam sizi gören bir insan sizin yakışıklı kıyafetiniz, sizin çok zengin olduğunuzu anlar. Acaba siz İslam’ı bu şekilde mi sunmak istiyorsunuz? İslam’ın zengin resmini mi göndermek istiyorsunuz insanlara?
ADNAN OKTAR: Tabi. Hz. Süleyman’ın Kuran'da yaşantısı anlatılır, övülür. Sebe Melikesi onun sarayına geldiğinde iman etmiştir, sarayın ihtişamından etkilenmiştir. Müslümanların tebliğde ihtişamı gücü zenginliği kullanmalarının güzelliğine dair bir işarettir bu. Ayrıca Resullulah Sallallahü Aleyhi Vesselamın zamanında Hz. Dihye vardı, son derece yakışıklıydı. İstanbul’a onu elçi olarak göndermişti. Son derece şık ve güzel giyinmişti. Peygamberimiz de yabancı elçilere çıkacağı vakit son derece şık ve güzel giyinirdi. Bu İslam’ın ruhunda olan birşey.
El Cezire: Hocam sizler zengin misiniz? Çok mu zenginsiniz? Zenginseniz, zenginliğinizi nereden yaptınız, sizin servetinizi nereden yaptınız?
ADNAN OKTAR: Benim şahsi olarak, ben ticaretle uğraşıyorum. Kendimin ticari çalışmaları var. Ama arkadaş çevrem de çok zengindir. Yani tamamı aşağı yukarı iş adamıdır. Çok şükür, elhamdülillah, maşaAllah, çok iyi kazanıyorlar. Ama hepsi Allah yolunda kullanırlar, yani şahsi servet edinme şeklinde değil de kazandığını harcama, Allah yolunda kullanma tarzında oluyor. Bende de öyledir.
ADNAN OKTAR: Şahsım adına kayıtlı hiçbir mülk yok, Türkiye’de veyahut yurt dışında. Şahsım adına kaydedilmiş ev, araba, buna benzer hiçbir mülküm yok. Ama çok kazanıyorum. bu kazandığımı da olduğu gibi İslam için harcıyorum.
El Cezire: Yalnız belli ki siz de kullanıyorsunuz kazandığınız parayı. Sizin kıyafetinizden belli.
ADNAN OKTAR: Tabiki tabi. O anlamda tabi. Zaten kendim kullanmasam pek bir anlamı olmaz o İslamın etkili şekilde tanıtımında bir güçtür, bir araçtır tabi ki son derece faydalı. Müslüman her yönden güçlü olacak. Akıl yönünden, kültür yönünden, bilgi yönünden, maddi imkanlar yönünden, her yönden mükemmel ve üstün olması lazım ki tebliğde de bu başarılı olsun, faydalı olsun. Kuran buna işaret ediyor Resulullah’ın da elçilerinde bunu görüyoruz.
El Cezire: Hocam sizin yazdığınız kitaplara gidelim. Şimdi sizin bir kitabınız var “Evrim Aldatmacası”. Orada şeyden bahsediyorsunuz, diyorsunuz ki ... Orada hocam ırkçılığın, faşizmin ve materyalizmin ve terörün oradan kaynaklandığını, bu teoriden kaynaklandığını bahsediyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet.
El Cezire: Şimdi hocam bunu daha çok açar mısınız? Terörle evrim teorisi arasındaki ilişkiyi daha çok açıklar mısınız bize?
ADNAN OKTAR: Darwin hayatın güçlülerle zayıfların mücadelesinden ibaret olduğunu söyler. Yani güçlüler daima zayıfları yok eder dolayısıyla güçlüler ortada kalır. Şeklinde bir inancı var, düşüncesi var. Bunu sosyal darwinizme yansıttıklarında güçlü olan askeri yönden, siyasi yönden, teknik yönden güçlü olanların zayıf olanlara müstezaflara daha üstün olacağı, onları yok edeceği ve hakim edeceği şeklinde bir düşünceye kaydırmıştır bu kişileri. Hitlerin de, Mussolini’nin de düşüncelerinde bu vardır. Ama marksizmin de kökeninde yine tez-anti tez düşüncesi vardır. Yani bir tez ortaya atılır, buna karşılık bir anti tez atılır ve bunların bir mücadelesi olur ve burada da sürekli bir çelişki vardır ve sürekli bir mücadele vardır ve dolayısıyla da kan dökülür. Hayat sürekli bir mücadeleden ibarettir tarzında bir düşünce var. Dolayısıyla faşizmle komünizmin bu yönde birbiriyle aynı olan bir zemini var her ikisi de darwinizmden kaynaklanıyor.
El Cezire: Şimdi, bizim zamanımızda hem batı ülkeleri hem bazı Müslüman ülkeleri bile terörün İslamdan kaynaklandığını söylüyorlar. Ve acaba terör mü gelişti, o da mı gelişiyor? Sizce nasıl bir şey, nasıl bir ilişki var aralarında?
ADNAN OKTAR: İslamın yapısı sevgi, şevkat, merhamet, dostluk, korumacılık, zayıfı koruma bunun üzerine bina edilmiştir. Dolayısıyla teröre tamamen kapalıdır İslam dini. Bu çirkin iftirayı atanlar, akılsızca bir iddia içindeler buna da zaten hiçkimse inanmıyor.
El Cezire: Siz Bin Ladin’i savunuyor musunuz mesela?
ADNAN OKTAR: Bin Ladin’i tabii ki savunmam. Yani bir terör olayı şeklinde lanse edileceği için tabii ki kabul etmem. Çünkü kültürel hakimiyet, fikri hakimiyet bütün dünyayı kısa sürede İslamı kabul ettirecek hale getirebilir. Yani bunu silahla elde etmeye gerek yok. Bunu fikirle çok rahat elde edebiliriz. Bakın bizim yaptığımız mücadele bu, Darwinizmle ilgili felsefenin ortadan kaldırılmasının mücadelesi, arkasından İslamın gelişmesine sebep oluyor. Mesela bu Türkiye’de hemen kendisini gösterdi. Türkiye’de bugün Darwinizm’e inanmayanların sayısı %90’a çıkmıştır. Yani bu silahlı bir mücadeleyle elde edilecek birşey değildir bu. Fikri mücadeleyle elde edilecek birşeydir. Mesela Türkiye’de PKK terörü var. Buna karşı da yine aynı şekilde silahla netice alınamaz. Buna karşı da fikri mücadele yapılması gerekir. Fikri mücadeleyle çok rahat netice alınır. Dünyada güçlü bir fikri mücadele yapılsa, İslam 5-10 yıl içinde bütün dünyaya çok rahat hakim olabilir. Medeni insanlara, düşünceye açık olan insanlara, kültürle bilgiyle yaklaşmak imkanı varken silahla yaklaşmak son derece anlamsız olur, son derece gereksiz olur.
El Cezire: Hocam sizin elde ettiğiniz başarılardan bir örnek verebilir misiniz? Mesela bu Darwinizm’e karşı olsun veya diyelim ki, mesela bu PKK’ya karşı yaptığınız bir çalışma var mıdır ve etkisini gösteren bir örnek var mıdır acaba? Başarılarınızdan bir örnek verebilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Türkiye’de eskiden sol daima hakim olurdu. Biz Darwinizm’e karşı güçlü bir mücadele verdikten sonra sağ ezici şekilde hakim olmaya başladı Türkiye’de, bu net bir başarıdır. Bir başarı olarak bu bir. PKK’dan halk kitleler halinde kopmaya başladı. Biz faliyet yaptıktan sonra, PKK’nın gerçek yönünü, Marksist yönünü, Materyalist yönünü vurguladıktan sonra, Darwinizm’in geçersizliğini anlattıktan sonra, PKK siyasi yönde çok ciddi güç kaybına uğradı. Bunu da son zamanlarda açık açık gördük. Yani Türkiye’nin genel tablosuna bakarsanız bunu çok açık görürsünüz.
El Cezire: Siz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı destekliyorsunuz, öyle anladım ben.
ADNAN OKTAR: Sadece Recep Tayyip Erdoğan’ı değil, sağı destekliyorum. Recep Tayyip Erdoğan’ı da destekliyorum, MHP’yi de destekliyorum, Saadet Partisini de destekliyorum. Türkiye’deki bütün sağ partileri destekliyorum. Yani Allah inancını savunan her partiyi desteklerim ben.
El Cezire: Hocam sizleri izleyicimiz daha cok iyi anlasın diye bir soru sormak istiyorum. Siz dinimizi nasıl yaşıyorsunuz? Acaba siz namaz kılıyor musunuz, oruç tutuyor musunuz, hacca gittiniz mi mesela? Nasıl yaşıyorsunuz İslamımızı?
ADNAN OKTAR: Ehl-i Sünnet inancındayım. Hanefi mezhebindeyim. 5 vakit namazımı kılarım. Arkadaşlarım da, çevremdeki arkadaşlarım namazlarını kılarlar. Orucumu tutarım. Arkadaşlarım da oruçlarını tutarlar. Ehl-i Sünnet’in gerektirdiği, bütün farz ibadetlerin tamamını yaparım, ama sünnetlerin hepsini yapamıyoruz. Fakat farz olan ibadetlerin tamamını yapıyorum.
El Cezire: Sizin sünnet olarak yapamadığınız ne var mesela acaba? Farz olmayan?
ADNAN OKTAR: Görüyorsunuz üstümde sünnete uygun birçok şey eksik.
El Cezire: Bunu bilerek mi yapıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
El Cezire: Neden?
ADNAN OKTAR: Etrafımdaki insanlara uygun tavır göstermek, dini tebliğde en akılcı metoddur. Onlarla rahat bağlantı kurabileceğim bir görünüm en akılcı metoddur.
El Cezire: Hocam ben sizin kitaplarınızı okumaya çalıştım. Oradan bilgi aldım. Hz. İsa’nın ikinci dönüşüyle ilgili. Orada şeyden bahsediyorsunuz, Hz. İsa geri geldiği zaman bir daha İslam’ı uygulayacak. Acaba siz Hz. İsa’nın ikinci dönüşünü kesin olarak mı görüyorsunuz? Kesin mi olacak diye düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Kesin.
El Cezire: Ondan sonra, acaba geldiği zaman İslam’ı mı uygulayacak? Yoksa nasıl olacak?
ADNAN OKTAR: Hz. İsa’nın gelişi hem sahih hadislerle, yani reddedilmeyecek şekilde sahih hadislerle ve çok fazla Kuran ayetiyle çok açık sabittir. ‘’O kıyamet için bir ilimdir’’ diyor Allah ayette, bir alamettir diyor. Diğer ayetlerde de ‘’sana iman etmedik hiçbir fert kalmayacak’’ diyor Allah yine ayette. ‘’Ölümünden önce sana iman etmedik Ehl-i Kitaptan hiçkimse kalmayacak’’ diyor. Onun için bunun reddi mümkün değildir. İsa’nın gelişi kesin. Hz. Mehdi’nin zuhuru kesindir. Ahir zaman alametlerinin hemen hemen hepsi çıkmıştır. Mehdi’nin zuhurunu bekliyoruz. Ve Hz. İsa’nın da inişini bekliyoruz. Bunun alametleri, yüzlerce alameti de hepsi çıkmıştır. Reddedilecek gibi değiller. Eğer çıkmasaydı belki tereddüt edenler olabilirdi ama hepsi çıktığı için tereddüte mahal kalmayacak şekle gelmiştir.
El Cezire: Hocam Mehdi’nin gelişine döneceğiz biraz sonra ama şimdi Mesihten bahsedelim, Hz. İsa’dan bahsedelim. Acaba Hz. İsa geri geldiği zaman bir daha Hristiyan mı olacak yoksa Müslüman mı olacak? İslamı mı uygulayacak yoksa Hristiyanlığı mı uygulayacak?
ADNAN OKTAR: Hadislerde hafız olduğu belirtiliyor. Kuran’ı ezberden bilecek Hz. İsa. Tabii ki Müslüman olacak. Müslüman olarak gelecek. Geldiğinde haçı ve domuzu öldürür diyor. Yani haçı kırar, yani onların, Hristiyanların hali hazırda uyguladığı yanlış olan sistemi ortadan kaldıracak, İslamın helallerine ve haramlarına göre hareket edecek ve Hz. Mehdi’nin arkasında namaz kılacak. İslam onun zamanında bütün dünyaya hakim olacaktır.
El Cezire: Haçı kıracağını nereden okudunuz acaba?
ADNAN OKTAR: Sahih hadis kitaplarında var bu. Çok açık. Müslim de. Diğer hadis kitaplarının hepsinde var.
El Cezire: Hocam, Arapçayı anlıyor musunuz, okuyunca Arapçadan?
ADNAN OKTAR: Yok, Arapça bilmiyorum. Ama tabii bazı kelimeleri seçiyorum.
El Cezire: Hocam, bazıları bu şekilde tenkit ediyorlar sizleri, diyorlarki Arapça bilmiyorsunuz, o zaman nasıl analiz yapabiliyorsunuz İslamla ilgili, böyle bir tenkitte bulunuyorlar. Onlara nasıl cevap verebilirsiniz?
ADNAN OKTAR: Arapça bilen arkadaşlarımdan en az on kişi var, yani çok iyi Arapça bilen. Ayrıca Arapça bilen profesörlerden de istifade ediyoruz Türkiye’deki. Ayrıca gerçek Arap olan, yani milleti, dili gerçek Arap olan arkadaşlarımız var. Onlardan da istifade ediyorum. Yani Kuran’ı anlamak için, illa Arap olmak gerekmez. Arapça iyi bilen kişilerden istifade edilerek aynı netice elde edilebilir, hatta daha iyi netice elde edilebilir.
El Cezire: Araplardan daha iyi mi acaba anlamında?
ADNAN OKTAR: Yani şöyle, Arap herhangi bir kişi, o kadar Arapçanın lugat ilmine vakıf olmayabilir, Arapçanın inceliklerine vakıf olmayabilir. Ama uzman olan bir kişi çok daha iyi bilir, o anlamda.
El Cezire: Hocam siz hafız mısınız?
ADNAN OKTAR: Değilim.
El Cezire: Birkaç sure ezbere biliyor musunuz Kuran’dan mesela?
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii...
El Cezire: Hocam örnek olarak hangi sure bize, bize verebilirsiniz?
ADNAN OKTAR: Birçok sure biliyorum. İhlas suresini okuyayım onu mu istiyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Kul hüvellâhü ehad. Allâhüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad. (De ki: O Allah, birdir. Allah, Samed'dir (herşey O'na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır). O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey O'nun dengi değildir.)
El Cezire: O zaman siz Arapça biliyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet.
El Cezire: Hocam, sizin kitaplarınızın hepsinde üç tane temel var, önemli temel var. bunlar zaman dışı, mekan dışı ve madde dışı. Veya zama ötesi, mekan ötesi, madde ötesi ve hatta bir yerde şeyden bahsediyorsunuz, eğer bir insan bir uçakta ise ve bir şehre bakıyorsa, bu şehirle kendisi arasındaki mesafe bir vehmi bir mesafedir. Hatta bir insan eline bir kitap alırsa, bu kitapla kendisi arasındaki mesafe de bir vehmi bir mesafedir. Bunu daha çok açabilir misiniz?
El Cezire: Bundan demek istediğiniz ne acaba, anlatmak istediğiniz ne?
ADNAN OKTAR: Bunu biyoloji kitaplarında, tıp kitaplarında bütün öğrenciler okuyor, herkes savunuyor, ben aynısını söylüyorum, fark eden birşey yok. Şimdi siz bana bakıyorsunuz, benden ışık ışınları geliyor, gözünüze geliyor, gözünüzde o görüntü ters dönüyor, irise geliyor, orda elektiriğe dönüşüyor ve beyninize gidiyor. Ve beyninizde de siz beni görüyorsunuz. Ben burdayım fakat siz benim görüntümle muhattap oluyorsunuz. Siz beni direkt göremiyorsunuz. Benim anlattığım da bu.
El Cezire: Ben şimdi sizlere bakıyorum, gözlük taktıktan sonra ve gerçekten çok meşhur bir sanatçı gibi görünüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim.
El Cezire: Bu karşımızdaki ışık vahmi olabilir, o da vahmi olabilir.
ADNAN OKTAR: Pek tabii ki öyle. Yani o ışık geliyor benim gözüme geliyor. Gözümde ters dönüyor, yani görüntü ters dönüyor, irise geliyor, iristen beynime gidiyor. Beynimde ben onu idrak merkezinde idrak edip görüyorum, yani beynimin içinde görüyorum. Bu doğru, bunun aksini iddia eden hiç kimse olamaz zaten.
El Cezire: Ben bu soruyu sorma, sormamın sebebi budur. Siz diyorsunuzki Allah, Cenab-ı Allah-u Teala’nın dışında hiçbirşey yoktur, var olan ancak O vardır, diğerleri vehimden ibarettir.
ADNAN OKTAR: Madde var, dışarıda var, ama biz onun görüntüsüyle muhattap oluyoruz.
El Cezire: Ne demek?
ADNAN OKTAR: Yani bunun aksini zaten kimse savunmuyor, benim anlattığımı herkes savunuyor. Yani aslında siz de savunuyorsunuz da, yani karmaşık anlatıldığı için belki insanlar şaşırıyor olabilirler. Yani mesela bu bardak dışarıda var, ama ben bu bardakla görüşemem. Ben bunun görüntüsünü, beynime düşen görüntüsünü görürüm. Mesela ben sizi görüyorum ama beynimde sizin görüntünüzü görüyorum, siz dışarıda varsınız. Ama ben sizi direkt göremem beynimdeki görüntünüzü görebilirim. Bunun aksini zaten kimse savunamaz. Yani ben eğer varsa bunun aksini savunan, bana getirin.
El Cezire: Aslında Hocam bu teoriyi başka biri hiç anlatmadı bana şimdiye kadar. Kitaplarınızı çok okumaya çalıştım ama anlayamadım. Şimdi acaba sizin çok kitaplarınız var, acaba siz mi yazıyorsunuz bu kitapları.
ADNAN OKTAR: Kitapları yazma şeklimi anlatayım. Benim geniş bir ekibim var, arkadaş kadrom var. Bunların birçoğu çok iyi yabancı dil bilirler. Dünyada ki mevcut bütün bilgileri bana araştırırlar, kitaplardan olsun, internetten olsun. Hazır olarak bana rapor olarak getirirler, bilgi olarak getirirler. Ben onları yorumluyorum, hazır resimleri seçiyorum, kapak dizaynına kadar ben yapıyorum, sonra editöre gönderiyorum, sonra kitap haline getiriliyor.
El Cezire: Yanlız hocam sizin kitaplarınız üzerinde sadece sizin isminiz var. Acaba bunu bilerek mi yapıyorsunuz? Artık insanlar sizi tanıyorlar en çok.
ADNAN OKTAR: Kitabı hazırlayan ben olduğuma göre benim olması lazım tabiki. Çünkü kitabı yorumlayan ve hazırlayan yani ham bilgiyi toplayıp ondan kitap haline getiren ben olduğuma göre benim ismimin yazması lazım. Bu çok normal. Ama teknik kadro, yardımcı olan teknik kadronun isminin verilmesi gerekiyor mu? Verilebilir de yani o kadar önemli bir şey değil.
El Cezire: Hocam şimdiye kadar kaç kitap yazdınız..
ADNAN OKTAR: 250.
El Cezire: Hocam siz 250 kitap yazdınız. Biz şöyle düşünelim mesela diyelim ki 1 ay içinde 1 kitap yazıyorsunuz diyelim, ama oda çok zor. Çünkü sizin kitaplarınız çok büyük bilgiler içeriyor. Çok büyük bilgiler sunuyor. Ben inanıyorum sizlere ama insanları nasıl ikna edebiliriz sizin yazdığınıza 250 kitabı.
ADNAN OKTAR: Bu kitaplar, Yaratılış Atlası’na bakıldığı zaman zannediliyor ki baştan sona böyle telif edilmiş bir eser zannediyor. Öyle değil. Yüzde doksan beşi nakildir. Yani alıntı kitaplardır. Çok azdır, yüzde bir, iki, üçü bulur bazen kitaplarda yorum kısmı, hep alıntılardır..
El Cezire: Hocam bu kitap çok güzel bir kitap, çok ağır bir kitap, hatta ilmi bakımdan ağır bir kitap. Gerçekten ve çok kaliteli bir kitap. Kullanılan kağıt bakımından herşey çok kaliteli ve mutlaka çok masrafı var. Bu masrafları nereden karşılıyorsunuz acaba? Çünkü biliyoruz ki bu kitapları ücretsiz dağıtılıyor kitaplarınızın.
ADNAN OKTAR: Ben kitaplarımın basımından telif ücreti almıyorum. Şimdiye kadar 8 milyon kitabım satıldı. Yayın evi bu sekiz milyon kitabın telif ücretini kendi kullandı. Ayrıca kendi kar etti. O karların toplamından bunları elde etmesi, bunları meydana getirmesi, son derece kolay, normal yani.
El Cezire: Hocam kim kullandı?
ADNAN OKTAR: Yayınevi. Evet.
El Cezire: Sekiz yüz milyon kitap.
ADNAN OKTAR: Sekiz milyon.
El Cezire: Hocam en çok nerede satıldı bu kitaplar, hangi ülkelerde acaba?
ADNAN OKTAR: Yabancı ülkelerde çok geniş sayıda satılıyor, ama detaylı bilgi biraz verebilirim. Toplam 57 dile çevrildi. Yabancı dilde yaklaşık 2 milyon kitap basıldı ayrıca. Türkiyede sekiz milyon. 190’a yakın belgesel film dünyanın heryerine dağıtıldı ki on milyonun üstünde... Belgesel filmler 20 farklı ülkede 100 ayrı televizyon kanalında yayınlanıyor, bunlardan telif hakları da alınıyor. Yaklaşık 40 dilde 200’den fazla internet sitesi var. Buradan da satış yapılıyor. 40 ülkede kitapçılarda kitaplar satılıyor. Herhalde yeterli bu bilgi detaylı...
El Cezire: Hocam kitaplarınıza bakan bir insan şey alıyor, sizin masonluğa ve siyonizme karşı bir çalışmalarınız var. Gerçekten bunun sebebi ne acaba? Sizin yazdığınız kitapların bir kısmını okudu Sami bey. Bunun sebebi ne acaba? Neden bunlara karşı bir takım çalışmalar başlattınız?
ADNAN OKTAR: Masonluk darwinist bir düşüncedir, kökeninde ateisttir. Marksizme, faşizme nasıl karşıysam masonizme de aynı şekilde karşıyım.
El Cezire: Hocam bu masonlarla Darwin arasındaki ilişkiyi açacak daha fazla örnek gösterir misiniz?
ADNAN OKTAR: Kendi kitaplarında, dergilerinde zaten açık açık anlatıyorlar. Darwin’i övüyorlar. Darwinist olduklarını söylüyorlar. Bu teorinin dünyada yayılması gerektiğini söylüyorlar. Allah inancının olmadığını söylüyorlar. Yani Allah’ı insanların yarattığını söylüyorlar. Kendi kitapları zaten bu konuda kapalı değil zaten çok açık.
El Cezire: Hocam bu genel bir cevap, daha özel bir cevap verebilirmisiniz.
ADNAN OKTAR: Mimar Sinan dergileri var masonların, Şakül diye bir dergileri de var. Bunlarda açık açık yazıyorlar. Bu dergiler bende mevcut.
El Cezire: Siz bu bilgileri sadece dergilerden mi aldınız yoksa kendi kitaplarından mı okudunuz?
ADNAN OKTAR: Dergiler zaten o derneğin çıkardığı resmi yayın organları, ayrıca kitaplarında da var tabi, açık açık yazıyorlar. Ama dergi de onların resmi yayın organı zaten .
El Cezire: Siyonizm?
ADNAN OKTAR: Siyonizm de aynı şekilde. Eğer dünyaya hakim olmayı düşünen, diğer dinleri reddeden, tek bir dinin hakimiyetini iddia eden, diğer insanları kabul etmeyen bir ideoloji varsa ortada, tabiki ben buna karşı mücadele ederim.
ADNAN OKTAR: Ama böyle bir iddiası yoksa bir insanın, ona birşey demem. Ehl-i Kitaptır museviler. Yani kendi dinini yaşamak istiyorsa, kendi ülkesinde oturmak istiyorsa istediği gibi oturur istediği gibi yaşar. Ona saygı duyarım, ama “Bu bana yetmiyor, ben bütün dünyaya hakim olacağım ve bütün dinleri ortadan kaldıracağım, sadece ben kalacağım diyorsa” bunu kabul etmem tabii.
El Cezire: Hocam hepimiz biliyoruz siz daha önce tutuklandınız. Uyuşturucu kullanmakla itham oldunuz. Bundan sonra dahası da vardı. Küçük kızlara tecavüz etmekle itham ettiler sizi. Acaba bu ithamları reddedecek delilleriniz var mı acaba?
ADNAN OKTAR: Ben bu iddaların hepsinden zaten beraat ettim. Ama bu iddialar hala devam ediyor. Mesela kokain olayında ben göz altına alındım. Emniyette bana kebap ısmarladılar. Bende ikram olarak yedim. O yemeğin içerisine karıştırılmış kokain. O benim vucuduma geçti. Bu şekilde bir iddia ile ortaya çıktılar. Sonra hakim bu şeyden şüphelendi. Bunların durumundan şüphelendi. Bana normalde tutuklama verilmesi gerekirken beni tutuklamadı ve beni serbest bıraktı. Olayı araştırdı. Olayın araştırılması sonucunda bunun benim yiyeceğime karıştırılarak verildiği adli tıpta tespit edildi. Ve bundan beraat ettim..
El Cezire: Hocam siz şöyle diyorsunuz. Öyle yaptılar, böyle yaptılar falan. Kim acaba bunlar? Bunları yapan kim, kimi gösteriyorsunuz acaba?
ADNAN OKTAR: Ben ilk Yahudilik ve Masonluk kitabını yaptığımda beni akıl hastanesine göndermişlerdi. İlk teşekkür anlamında yaptığım kitaba karşılık, akıl hastanesine gönderdiler. Dokuz ay cinayet işlemiş akıl hastaları içerisinde tuttular. Sonra akıl hastası değildir diye rapor verip bıraktılar dokuz ay sonra..
El Cezire: Hocam sorumu bir daha tekrar ediyorum.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, o zamanki masonluk, masonlar.
El Cezire: Hocam kim acaba? Bu masonlar devletin içinde mi var yoksa dışardan mı geldiler? Kusura bakmayın ben bu konuya çok ehemmiyet veriyorum. Kim acaba?
ADNAN OKTAR: Masonluk binlerce üyesi olan, devletin bütün yüksek kademelerine sızmış, gizli bir örgüttür. İnançlarını Tevrat’tan alırlar. Tevrat’a dayalıdır. Hali hazırda da...
El Cezire: Hocam devam edelim.
ADNAN OKTAR: Evet masonluk dünya çapınca bir teşkilat. İngiltere’de Fransa’da asıl gücü buralardadır. Amerika’da da çok büyük bir yapılanmadır. Ama Rusya’da, dünyanın her yerinde şubeleri vardır. Hindistan’da genelde devletin kilit noktalarına hakim olurlar. Yani mahkemelere de hakim olabiliyorlar. Bazen emniyetede hakim olurlar. Yani devletin her türlü kesimine hakim olabilirler. İçine sızabilirler. Bir eylem yapmak istediklerinde de bu üyelerini kullanarak bu tip eylemlerini yaptırabiliyorlar.
El Cezire: Yalnız hocam siz nasıl bildiniz ki? Bunlar mı yaptılar bu işi? Masonlar mı yaptılar? Türkiyedeki masonlar mı yaptılar?
ADNAN OKTAR: Masonlar bana haber göndermişlerdi. “Eğer Masonluk kitabını basmazsan, yani bir dahaki baskısına devam etmezsen, seni akıl hastanesinden çıkarttıracağız. Üzerindeki baskıyı kaldıracağız. Ve sana destek vereceğiz” diye açık açık locadan yüksek dereceden görevli bir mason kanalıyla avukatıma haber gelmişti.
ADNAN OKTAR: Bana saldıran Türkiye’deki gazeteler, genellikle patronları, yöneticileri masonlardan oluşuyor. Ve köşe yazarları da masonlardan oluşuyor. Benim aleyhimde yazı yazanları araştırdığımızda mason cemiyetine üye olduklarını görüyoruz. Ve basının en çok üzerine gittiği kim dense müslüman yazarlardan o benim.
El Cezire: Sizi rahatsız eden birşey var mı? Bizim için çok iyi diyor.
ADNAN OKTAR: Yok çok güzel.
ADNAN OKTAR: Mesela ben sadece masonların baskısı sonucu akıl hastanesine gönderilmedim. Defalarca göz altına alındım ben. Sayısını hatırlayamayacağım derecede çok göz altına alındım. Bir çok kere hakkımda dava açıldı. Bütün davalardan şimdiye kadar beraat ettim. Şu an hakkımda açılan hemen hemen bütün davalardan beraat ettim. Hakkımda çete iddiası da ortaya atıldı. Ondan da beraat ettim. Ama buna rağmen ardı arkası kesilmeyecek şekilde iftiralar devam ediyor. Allah yolunda mücadele eden her insana bu yapılır. Eğer ben Allah yolunda mücadele etmesem böyle bir baskı olmaz. Ama Allah yolunda mücadele eden her insan, Peygamberimize de aynı şekilde baskı yapılmıştı. Peygamberimize de aynı şekilde deli denmişti. Bana da deli dendi. Peygamberimize de her türlü uygunsuz iddia ve iftira atılmıştı. Bana da atılıyor. Allah yolunda olan sahabilere, din büyüklerine de aynı şekilde bu iftira atılmıştı. Bana da atılıyor. Bu son derece normaldir. Yani bu iyi bir çizgide gittiğimizi gösterir.
El Cezire: Türk devleti acaba mason mudur?
ADNAN OKTAR: Devletin içine sızıyorlar. Devletin kurumlarına sızıyorlar. Türk devleti tabiki mason değil. Ama Türk devletinin kurumlarına sızarak bunu yapıyorlar. Yani masonlar zaten bunu kendi dergilerinde de benim aleyhimde yazılar yazıyorlar yani bunu saklamıyorlar. Bana karşı olduklarını, mücadele verdiklerini, kendi dergilerinde açık açık ifade ediyorlar.
El Cezire: Hocam size göre masonlar çok mu var Türkiye’de. Mason sayısı çok mu?
ADNAN OKTAR: Evet kayıtlı beş bin mason vardı en son olarak. Ama bunlar hep profesör, müdür, devletin kilit noktalarında bu tarz insanlardan oluşuyor.
ADNAN OKTAR: Bunlar devlet içerisinde şu an komünist kökenli derin devlet adı altında bir yapılanmaya gittiler. Asıl bunla şu an etki güçlerini kullanabiliyorlar. Komünist derin devlet olarak biz bunu belirliyoruz. Böyle bir yapılanmaya, görünmeyen devlet içine gizlenmiş komünist bir yapılanma var.
El Cezire: Hocam size şöyle bir soru soralım: Siz İsrail devletinden nefret ediyor musunuz? Siz, siyonizme karşı çalışmalarınız vardı. Yoksa siyonistlerden mi nefret ediyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ben Ehl-i kitaba karşı tabiki şefkat duyarım. Yani hristiyanlara da musevilere de şefkat duyarım. Ehl-i Kitabı peygamberimiz zamanında da müslümanlar koruyup kollamışlardır. Ehl-i Kitaba İslamda bir düşmanlık yok. Onların hakları savunulur, ülkesinde rahat rahat yaşarlar. İbadetlerini rahat rahat yaparlar. Ama saldırgan bir tutum gösterirlerse savunur müslümanlar kendisini. Ama normal ibadetinde kendi halinde olan bir Ehl-i Kitaba karşı kin ve nefret olmaz.
El Cezire: İsrail’den nefret ediyor musunuz?
ADNAN OKTAR: İsrail’den nefret etmem diye birşey olamaz. Yani Ehl-i Kitap olduktan sonra, Allah’ın o şekilde yarattığı bir kavimdir onlar. Yani musevilerin var olduğunu Allah Kuran’da belirtiyor. Böyle bir kavim var ve bunların İsrailde yaşamaları son derece normal, yaşayabilirler. Fakat saldırgan bir tutum izlerlerse müslümanların kendilerini savunmaları gerekir. Onun dışında nefret diye bir konu olmaz.
ADNAN OKTAR: Yani Kuran’ın söylemediği Peygamberimizin yapmadığı bir şeyi biz yapamayız. Kuran’da varsa Peygamberimiz böyle bir şey söylüyorsa yaparız ama Kuran böyle bir şey söylemediğine göre, Kuran Ehl-i Kitabın haklarını onlara verdiğine göre, biz de aynı şekilde onlara davranmak mecburiyetindeyiz.
El Cezire: Hocam daha şöyle somut olarak konuşalım mesela Ariel Şaron’u düşündüğünüz zaman nasıl düşünüyorsunuz? Acaba o Ehl-i Kitaptan olduğu için kendisine karşı nefret duyulmaması gerektiğini mi düşünüyorsunuz? Yoksa İsrail devletinin izlediği siyasetten dolayı acaba kendisinden nefret mi ediyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Eğer zulmeden birisi varsa, cinayet işleyen birisi varsa bu günahkardır. Ve buna karşı buğz edilir tabiki. Yaptığını takdir edecek hali olamaz müslümanın. Ona buğz edilir. Ama birkaç kişinin yahut belirli bir zümrenin zulmünden dolayı, bütün bir kavmi nefretle değerlendirmek olmaz. Peygamberimizin yapmadığını biz yapamayız.
ADNAN OKTAR: Bu konuda Resullullah’ın hayatını örnek almamız lazım. O nasıl davranıyorsa Ehl-i Kitaba, bizim de aynı şekilde davranmamız lazım. Kendi kendimize yeni bir kanun çıkaramayız.
El Cezire: Bundan anlıyorum ki siz İsrail siyasetini destekliyorsunuz.
ADNAN OKTAR: İsrail siyasetini desteklemem için bir sebep yok. İsrail kendi halinde orada durursa, oturursa müslümanlara bir zarar vermezse bu güzel. Bunda birşey yok. Ehl-i Kitap tabiki yaşayacak orada. Yani bir insan ülkesinde ya da bulunduğu yerde yaşıyorsa, kimseye zararı yoksa bu normaldir. Ama saldırgan bir tutum izliyorsa, kim izliyorsa, buna karşı tavır konur.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz Necaşinin yanına gitti. O hristiyandı, o da Ehl-i Kitaptı. Oraya hicret etmiştir peygamberimiz, yani onlardan nefret etmiyordu. Yani barışcıl bir tavır göstertiyorsa Ehl-i Kitaba karşı şefkatle yaklaşılması Resullulah (sav)’in sünnetidir, biz sünnete göre hareket ederiz bu konuda.
ADNAN OKTAR: Ama zulme karşı bütün müslümanlar birleşip karşı koyarlar. Bu da Kuran’ın ayetidir.
El Cezire: Ben size bu soruları soruyorum ve biliyorum ki siz zulme karşı kitaplarınızla direniş yapıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet doğru.
El Cezire: Başka bir şekilde değil ama şöyle bir soru sormak istiyorum. Ahmedi Necat’ı sorayım mesela veyahut Lübnan’daki Hizbullah’ı sorayım veya Hamas’ı sorayım. Onların yaptıkları eylemleri destekliyor musunuz, kabul ediyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Bu eylemleri yakından takip etmiyorum. Yani yapılan şeyleri yakından takip etmiyorum. Ama müslümanlar kendilerine bir zulüm yapıldığında kendilerini savunmaları gayet normaldir. Yani birisi bana saldırırsa ben kendimi savunurum. Ama durduk yerde ben birine saldırırsam o olmaz.
El Cezire: Hocam sizin kitaplarınızdan veya verdiğiniz bazı demeçlerden anlaşılıyorki siz Mehdi’ye inanıyorsunuz. Acaba bu Mehdi’ye gerçekten mi inanıyorsunuz? Ne zaman geleceği belli mi acaba tarih olarak? Ne zaman geleceği belli mi?
ADNAN OKTAR: Said Nursi Hazretlerinin izahlarına göre ve hadislerin açıklamalarına göre ve çıkan alametlere göre Mehdi’nin çıkmış olması gerekiyor. Mesela Mehdi zamanında Afganistan’ın işgal edileceği var. Oldu. Irak’ın işgal edileceği var, bu da oldu. Kabe’ye baskın yapılacağı var, bu da oldu. Fırat’ın suyunun kesileceği söyleniyor. Baraj da kesildi. Ramazan ayının, onun çıkacağı yılın başında, ramazan ayında, ay ve güneş tutulmalarının olacağı on beşer gün arayla söyleniyor, bunlar oldu. Buna yakın yüzün üstünde alamet oluştu. Burdan Mehdi’nin çıkmış olduğuna dair bir kanaat oluştu bende.
El Cezire: Mehdi siz olabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Benim Mehdi olmamdan eskiden beri yani o şekilde bir iddiada bulunduğuma dair, birçok malumat oluyordu eskiden beri. Bunun sebebi, ben bu konuda bir kitap yazdım. Bu kitapta bütün hadisleri koydum. Hadislerde dediler, Mehdi aynı, sen kendini tarif etmişsin. Dolayısıyla Mehdilik iddiasındasın. İşte anlı geniştir diyor, senin anlın geniş. Kaşı kavislidir, senin de kaşın kavisli. Burnu küçüktür, geniş vücudludur diyor Mehdi. Seyiddir diyor, orta boyludur diyor. İşte yanağında ben vardır diyor, sırtında ben vardır diyor. Bunlar sende olduğuna göre sen Mehdisin herhalde bunu iddia ediyorsun diyor. Ama her kitap yazan eğer Mehdilik iddiasında bulunursa, Türkiye’de en az elli altmış tane Mehdilik ile ilgili kitap var. Hepsini aynı şekilde bu şahıslar yazdığına göre, bunların da aynı şekilde iddia edilmesi gerekiyor ki, nitekim onlara da aynı şekilde iddia ediyorlar. O zaman sen Mehdisin diyorlar. Mesela Mustafa Kaplan var, yazar. Ona da diyorlar sen bu konuda kitap yazdığına göre herhalde Mehdilik iddiası var sende. Sen Mehdisin herhalde diyorlar. Onun için bunlar geçerli olmaz. Çünkü Mehdilikte zaten iddia yoktur. İddia edemez bir kişi. Ben Mehdiyim diyemez. Mehdilik ancak bir başarıdır. Yani kişi çıkar, başarılı olur. Başarısından dolayı biz ona ancak heralde bu Mehdidir diyebiliriz. Zaten Mehdi çıksa bile biz ona bu kesin Mehdi diyemeyiz. Ancak şüphe ederiz. Herhalde Mehdi’dir diyeceğiz. Mehdi zaten kendisi Mehdiyim demez. Diyemez. Haramdır bu. Dinden çıkar bunu söylerse.
El Cezire: Mehdi olmanın şartlarından biri evli olmaması mı acaba?
ADNAN OKTAR: Onla ilgili bir rivayet hatırlamıyorum.
El Cezire: Siz kendiniz neden evlenmediniz hocam? Bana dediler ki çünkü herhalde çok meşgul olduğunuz için veya Mehdiyi beklediğiniz için evlenmediniz.
ADNAN OKTAR: Benim Üstadım Said Nursi Hazretleri evlenmedi. Ve benim yolumda mücadele eden yani has talebelerimde evlenmesin diyor. Ben kendimi, Said Nursi Hazretlerinin iyi talebelerinden görüyorum. O tavsiyeye uygun olarak evlenmiyorum. Tabi mücadelemde bol vakit olması için, zamanımı bol ayırabilmem için. Çünkü sabahtan akşama kadar genellikle tebliğ ile, kitap yazmakla, sürekli mücadele ile uğraşıyorum. Yani böyle çoluk çocukla uğraşacak, aile ile uğraşacak bir vaktim olacak gibi görünmüyor.
El Cezire: Hocam bizim izleyicilerimizin büyük çoğunluğu evli ve evlenmek istiyor. Siz acaba evlenmeyi fikir olarak mı reddediyorsunuz? Prensip olarak mı reddediyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Hayır hayır. Mücadelemden. Bu tebliğ mücadelemde vaktim olmadığı için. Yani İslam hakim olmuş olsa, yani İslam ahlakı dünyaya hakim olmuş olsa, bu zulüm bu müslümanlara yapılan işkence, baskı ortadan kalkmış olsa, hemen evlenirim.
El Cezire: İslam evlenmeyi teşvik ediyor.
ADNAN OKTAR: Ama ahir zamanda da evlenmemenin efdaliyetine dair hadisler var.
El Cezire: Örnek olarak
ADNAN OKTAR: Ahirzamanda içinizde iyi olanınız, evli olmayanınızdır mealinde bir hadis var. Ulema bilir.
El Cezire: Bu hadisi nerede okudunuz?
ADNAN OKTAR: Şimdi kaynağını ezberden bilmiyorum, ama size ulaştırabilirim.
ADNAN OKTAR: Ama Said Nursi Hazretlerinin eserlerinde buna rastlayabilirsiniz. Eğer Risale-i Nur Külliyatını, internette o kelimeyi yazarak tararsanız bulabilirsiniz.
El Cezire: Bu yüzden hem ben de evli değilim. O zaman biz hakikiyiz ikimiz.
El Cezire: Siz kendinizi Said Nursi Hazretlerinin öğrencisi olarak mı sayıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Evet
El Cezire: Çok mu etkilendiniz kendisinden?
ADNAN OKTAR: Evet. Yani bu asrın en has, en yiğit, en samimi müslümanı olarak görüyorum. Yani hicri 1300 yılının en halis, en seçkin, en yaman en samimi müslüman olarak görüyorum.
El Cezire: Hocam sizin çok meşhur bir kitabınız var. Çok önemli bir kitabınız var. Evrim Aldatmacası. Bu kitap çok önemli bir kitap. Bunun asıl temel fikrini özetle anlatabilir misiniz bize?
ADNAN OKTAR: Özetle yer altını kazdığımızda, milyonlarca, yaşamış hayvanlara dair fosiller çıkıyor. Bu fosillere baktığımızda, bunların hiçbir şekilde bir değişikliğe uğramadığını görüyoruz. Aynısıyla milyonlarca senedir 80 milyon, 100 milyon seneden beri hiçbir değişikliğe uğramadığını görüyoruz. Evrimcilerin iddia ettiği gibi herhangi bir ara fosile de rastlıyamıyoruz. Hatta ben dün de söyledim. Ara fosil bana bir tane getirsinler, beş trilyon vereceğim dedim. Ara fosil yok. Ara fosil olmayıp da bütün canlıların milyonlarca senelerden beri hiçbir değişikliğe uğramamış olması zaten Darwinizm’i bitirmek için yeterlidir. Bunun üstüne delile gerek yoktur. Kitapta da bu açıklanıyor.
El Cezire: O kadar paranız var mı, beş trilyon?
ADNAN OKTAR: Toplarız.
El Cezire: Acaba bazı Arap ülkelerinden veya organizasyonlarından destek alıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır. Benim çevrem, arkadaşlarım gerçekten Türkiye’nin en ileri gelen zenginleridir. Etkili iş adamlarıdır. Çok iyi de kazanıyorlar maşaAllah ama çok iyi de harcıyorlar. Ben de öyle arkadaşlarım da öyle.
El Cezire: Size ne diye bu bağışları veriyorlar? Sizi İslam tebliğcisi olarak mı görüyorlar? Yoksa siz Sufi olduğunuz için mi, yoksa Hazreti Said Nursi’yi desteklediğiniz için mi para veriyorlar? Neden acaba?
ADNAN OKTAR: Bana para veren yok. Mesela bir faaliyet yapılacağı vakit, başarılı bir şey yapılacağı vakit, arkadaşlarım giderler bin tane kitap alır, alır, dağıtır. Bir başka arkadaşım, on bin tane kitap alır dağıtır. Allah rızası için dağıtırlar. Yani kimseye para verme olayı yoktur. Yani şu şahsın şu kadar paraya ihtiyacı var şeklinde bir olay olmaz.
El Cezire: Din için mi veriyorlar parayı?
ADNAN OKTAR: Tabi ki Allah rızası için. Yani kitap zaten verilen kitaplar İslami kitaplar. Dağıtılan kitaplar İslamı kitaplar. Dolayısıyla buna kitabı alıp, satın alıp dağıtıyor. Para verme diye bir şey, olay yok.
El Cezire: Hocam bu kitapta önemli bir şey okudum. Bundan sormak istiyorum. Siz bu madde arkasındaki sırdan bahsediyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet.
El Cezire: Bu madde ötesinde bir sır var diyorsunuz. Bu sırrı anlarsak, bulursak hem ölümü anlayacağız, hem cenneti, cehennemi, ahireti anlayacağız. Ve bu sorulara da cevap bulabiliriz. Cenabı Allah nerede? Kabirde yaşayacağımız hayatın süresi kaç olacağını da anlayacağız. Ondan sonra Allah-u Teala’dan önce ne vardı diyebileceğiz. Ondan sonra Allah’ı yaratan kim? Bu soruların hepsine cevap bulabiliriz bu sırrı öğrenirsek. Bu sır nedir acaba?
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela ben buradan İstanbul’un manzarasına bakıyorum. İstanbul’un manzarasına baktığım vakit, İstanbul’un manzarasını beynimin içinde bana Allah gösteriyor. Yani dışarıda bir İstanbul var. Ama ben onla muhattab olamam. Ancak onun görüntüsünü ben, Allah’ın yarattığı görüntüyü görebilirim. Mesela bir işadamı fabrikasına gidiyor. Tesislerinin önüne geliyor. Tesislerinin önüne geldiğinde, o fabrikasına baktığı vakit, fabrikanın görüntüsünü görüyor. Allah onun beyninde fabrikanın görüntüsünü gösteriyor. Fabrikanın kendisini göremez o. Burdan yola çıkılarak anlatılan bir izah.
El Cezire: Siz kitaplarınızda Allah-u Teala’dan çok bahsediyorsunuz. Ölümden de çok bahsediyorsunuz. Sizin için hatta Allah’tan önce ne vardı? Cenab-ı Allah nerede, bu sorulardan da bahsediyorsunuz. Genelde şüpheleri uyandırmak isteyenlerin sordukları soruları cevaplamaya çalışıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet.
El Cezire: Acaba bu benim sormak istediğim şimdi Allah-u Teala ne demek sizin için? Hayat ne demek? Ölüm ne demek? Hangi anlamlara geliyor?
ADNAN OKTAR: Evet. Allah sonsuz akıldır, sonsuz güçtür. Sonsuz olan herşeydir Allah. İnsanlar kul olarak yaratılırlar. Kul olarak yaratıldığında kaderi belirli olarak yaratılır. Yani başlangıcı vardır insanın. Fakat sonu yoktur. sonu cennete veya cehenneme gider. Ama burada bir son yoktur. Mesela biz şu an sizle konuşuyoruz. Bu 2007 yılında oluyor, ama daha siz annenizden doğmadan burda bu konuşmayı yapmıştınız. Ben de daha annemden doğmadan burda bu konuşmayı yapmıştım. Kelimeler belliydi. Mesela kaç bardak su içeceğim, buradaki çiçeklerin sayısı, demin rüzgar kağıt mendili yere düşürdü, çeşitli yerlere saçıldı o. O da kaderde yerleri belliydi. Bütün bu detaylar bellidir. Ve hiçbir şekilde bu değişmez. Biz kul olduğumuz için kadere tabi oluruz. Allah’ın yarattıklarını görürüz.
El Cezire: Şimdi olay daha zor oldu.
ADNAN OKTAR: Hayır, daha güzelleşti. Biz Allah’ın kontrolündeyiz. Hiç bu konuda, zahmet çekmememiz için Allah kaderi yaratmış. Çok büyük bir nimet. Mesela sizin her soracağınız soru kaderde belli. Benim her vereceğim cevap kaderde belli. Harflerine kadar belirli. Onun için zor olan hiçbir şey yok. Kameraların gideceği yerler belli. Buradan geçecek gemiler belli. İnsanın yapacağı, zorlanacağı hiçbir yok. Sadece Allah’a teslim olacak, kadere teslim olacak. Allah’ın göstertiği güzel görüntüleri seyredecek ve ona şükredecek, hamdedecek. Onun büyüklüğünü söyleyecek. Allah’ı tesbih edecek. SübhanAllah diyecek. Bu. Yani farzları yerine getirecek.

17 Ağustos 2007 Cuma


YAZAR HAKKINDA

Yazar Harun Yahya (Adnan Oktar) Hakkında...

ADNAN OKTAR'IN HAYATI ve ESERLERİ

Ağustos 2005


1956 yılında Ankara'da doğan Adnan Oktar, Harun Yahya müstear ismi ile kitaplarını yazmaktadır. Hayatını tamamen Yüce Allah'ın varlığını ve birliğini insanlara anlatmaya ve Kuran ahlakını yaymaya adamış olan bir kişidir. Üniversite yıllarından başlayarak, hayatının her döneminde, bu kutlu amaca hizmet vermiş ve hiçbir zaman zorluklar karşısında yılmamıştır. Bugün, hala büyük bir sabır ve kararlılık göstererek tüm baskılara karşın fikri mücadelesini devam ettirmektedir.

Aşağıda, Adnan Oktar'ın özet biyografisini okuyabilirsiniz:

Adnan Oktar 1956 yılında Ankara'da doğdu ve lise eğitiminin sonuna kadar orada yaşadı. İslam ahlakına olan bağlılığı lise yılları boyunca çok güçlendi. Bu dönemde büyük İslam alimlerinin hemen tüm eserlerini okuyarak, İslam hakkında derin bilgi edindi. Yine bu yıllarda, İslam ahlakını tüm insanlara anlatmaya ve onları doğruya ve güzele davet etmeye karar verdi.

1979 yılında, binlerce kişi arasından üçüncülükle girdiği Mimar Sinan Üniversitesi'nde eğitimine devam etmek üzere İstanbul'a taşındı. Sanatı, Allah'ın üstün yaratışının bir tecellisi olarak gören Oktar, resim yapma konusunda çocukluğundan beri yetenekliydi ve zaman zaman sürrealist tablolar yapardı. Arkadaşlarına hediye olarak verdiği çok sayıda tablosu bulunmaktadır. Ayrıca, Allah'ın sanatının birer tecellisi olarak gördüğü hayvanlara, bitkilere ve çiçeklere de özel ilgisi bulunan Adnan Oktar'ın, bahçe bakımı, iç mimari ve dekorasyon, ilgilendiği alanlar arasındadır.
Ağustos 2007
Nisan 2007


Ağustos 2007



Mimar Sinan Üniversitesi'ndeki Yılları

Adnan Oktar Mimar Sinan Üniversitesi'ne girdiği dönemde üniversite, çeşitli illegal Marksist-komünist organizasyonların etkisi altındaydı. Hem akademisyenler hem fakülte görevlileri hem de öğrenciler arasında saldırgan ateist ve materyalist akımlar hakimdi. Hatta, öğretim üyelerinin bir kısmı, derslerinde konuyla bağlantısız olmasına rağmen hemen her fırsatta materyalist felsefe ve Darwinizm'in propagandasını yapıyorlardı.

Adnan Oktar, dini ve ahlaki değerlerin saygı görmediği ve neredeyse bütünüyle reddedildiği, materyalist görüşün kontrolündeki bu ortamda, çevresindeki insanlara Allah'ın varlığını ve birliğini anlatmaya başladı. Üniversitenin bitişiğindeki Molla Camii'nde açıkça namaz kılan tek kişiydi.

Annesi Mediha Oktar'ın da anlattığı gibi, bu dönemde Adnan Oktar gecede sadece birkaç saat uyuyor, zamanını okuyarak, notlar alarak ve dosyalar tutarak geçiriyordu. İçinde Marksizm, Leninizm, Maoizm, komünizm ve materyalist felsefe konulu temel kitapların da yer aldığı yüzlerce eser okumuş ve hem klasik hem de nadiren okunan kitaplar üzerinde detaylı çalışmalar yapmıştır. Ayrıca, bu ideolojilerin sözde bilimsel temelini oluşturan evrim teorisi üzerine geniş çaplı araştırmalar yapmış, bu bilim dışı teorinin açmazlarını gözler önüne seren bilgi ve belgeler toplamıştır. Allah'ın inkar edilmesine dayalı olan bu batıl felsefe ve ideolojilerde yer alan çıkmazlar, çelişkiler ve yalanlar konusunda çok detaylı bilgi derleyen Oktar, bu bilgi birikimiyle insanları gerçeğe ve doğruya davet etmiştir. Üniversitedeki öğrenciler ve öğretim üyeleri de dahil olmak üzere herkese Allah'ın varlığını, birliğini ve Kuran ahlakını anlatmıştır. Okul kafeteryasında, koridorlarda ya da ders aralarındaki sohbetlerde, materyalizmin ve Darwinizm'in aldatmacalarını, bu ideolojilerin kaynak kitaplarından direkt alıntılar yaparak açıklıyordu.

Mayıs 2007



Adnan Oktar, özellikle materyalizm ve ateizmin dayanak noktası olan evrim teorisinin çökertilmesi konusuna özel önem vermiştir. Zira, Sayın Oktar Darwinizm'in ilk ortaya çıktığı tarihten itibaren, ateist ve materyalist akımlar tarafından sahiplenildiğini görmüştür. Günümüzde de halen aynı çevreler tarafından ideolojik kaygılarla savunulduğunun ve ayakta tutulmaya çalışıldığının farkında olan Adnan Oktar, Darwinizm'in çökertilmesinin, söz konusu akımlar için büyük bir yenilgi anlamına geleceğini düşünmektedir.

Darwinizm'i Çökerten İlk Kitapçık

İşte bu amaçla Adnan Oktar, öncelikli olarak yüz yılı aşkın bir zamandır insanları etkisi altına alan ve onları din ahlakını yaşamaktan uzaklaştıran bu aldatmacanın geçersizliğini ispatlama konusundaki çalışmaları üzerine yoğunlaştı. Oktar, sözde bilim adına ortaya çıkan Darwinizm'in gerçek yüzünü ortaya koymanın en etkili yolunun yine bilimin kendisi olduğunu düşünüyordu. Bu anlayışla, geniş çaplı araştırma ve çalışmalarının bir özeti olan Evrim Teorisi isimli bir kitapçık çıkardı. Bu kitapçığın tüm masraflarını ailesinden kalan gayri menkulleri satarak kendisi karşıladı. Ardından, bu kitapçığı üniversite öğrencilerine bedava olarak dağıtmaya başladı.

Bu kitapçık, evrim teorisinin hiçbir bilimsel değeri olmadığını ve bir aldatmacadan ibaret olduğunu gösteren kapsamlı bir çalışmaydı. Bu çalışmayı okuyan ve Adnan Oktar'la konuşan birçok kişi evrim teorisinin bilimsel bir geçerliliği olmadığını açıkça anlıyordu. Sonuç olarak, hiçbir canlının tesadüfler sonucu var olamayacağı, kainatı ve içindeki tüm canlıları Yüce Allah'ın yarattığı bilimsel, açık ve anlaşılır bir üslupla ispat ediliyordu. Yine de, materyalist düşünceye körü körüne bağlı bazı öğrenciler -gerçeği net olarak görmelerine rağmen- inkardaki kararlılıklarını açıkça ifade ediyorlardı.




Dahası üniversitedeki bazı militan öğrenciler, faaliyetlerini durdurmadığı takdirde hayatını riske atacağını söyleyerek Oktar'ı açıkça tehdit ediyorlardı. Tüm bu baskı ve tehditler, Oktar'ın Allah'a olan bağlılığını ve kararlığını daha da artırdı. Materyalist ve ateist çevrelerin sert reaksiyonları ve endişeleri Adnan Oktar'ın doğru yolda olduğunun en önemli delillerinden biriydi.

Terörün hüküm sürdüğü, ateist ve materyalist akımların hakimiyeti altındaki bir üniversitede dindar insanlar, inançlarından dolayı taciz ediliyorlardı. O yıllarda Türkiye'de pek çok genç insan, ideolojik gerilimler yüzünden acımasızca katledilmekteydi. Bu şartlar altında Adnan Oktar, Allah'ın varlığını, birliğini ve Kuran'ın doğruluğunu açıkça tebliğ ediyordu. Hiç kimsenin inançlarını açıklamaya dahi cesaret edemediği bir okulda, karşılaştığı tepkiler ve tehditlerden asla yılmadan, düzenli olarak Molla Camii'ne giderek namaz kılmaya devam ediyordu.


Mimar Sinan Üniversitesi'nde Din Ahlakının Yayılmaya Başlaması

Adnan Oktar Mimar Sinan Üniversitesi'nde İslam ahlakını anlatmaya başladığında yalnızdı. Üç yıldan fazla bir süre görüşlerini destekleyen kimse olmadı. Ancak bu durum onun kararlılığını değiştirmedi. Tek dostunun Allah olduğunu biliyor ve tüm bunları sadece Allah'ın rızasını kazanmak için yapıyordu.

Tüm zamanını, enerjisini ve imkanlarını sadece tek bir amaca vakfetti: Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanabilmek ve din ahlakını tüm insanlığa anlatmak.

1982 yılında, ilk kez, yine Mimar Sinan Üniversitesinde okuyan birkaç genç, Adnan Oktar'ı fikri mücadelesinde desteklemeye karar verdiler. Aradan aylar, yıllar geçtikçe, bu fikirleri benimseyen gençlerin sayısı arttı. Adnan Oktar'ın bu gençlerle yaptığı sohbetlerin konuları arasında vatan ve millet sevgisi, büyük önder Atatürk'ün izinde yürümenin önemi, yaratılışın delilleri, Peygamber Efendimiz (sav)'in örnek ahlakı, Kuran'da Rabbimiz'in bildirdiği hükümler ve ahlaki değerler ve o zaman hakim ideoloji olarak kabul edilen materyalizmin, ateizmin ve Darwinizm'in geçersizliği yer alıyordu. Bu dönemde ve bundan sonraki hayatı boyunca da Adnan Oktar pek çok insanın iman etmesine vesile oldu.

İlk Karalama Kampanyası ve Akıl Hastanesinde İşkence

Adnan Oktar'ın Darwinizm, materyalizm ve ateizm aleyhine yürüttüğü fikri çalışmalar bir süre sonra daha geniş çevrelerden de tepki almaya başladı. Sayın Oktar'ın milliyetçi ve mukaddesatçı çalışmalarından rahatsız olan bazı çevrelerin etkisiyle, aleyhinde büyük bir komplo kuruldu. Bu komplo, Adnan Oktar'ın büyük yankılar uyandıran Yahudilik ve Masonluk adlı eserini yazıp yayınladığı günlere denk gelmektedir.

1986'nın yazında Adnan Oktar, ''Türk Milletindenim, İbrahim ümmetindenim.'' sözlerinden ötürü tutuklandı. Bu ifade bir gazetede yayınlanan bir röportajda yer almıştı. Aynı dönemde çeşitli yayın organlarında, yukarıda ifade edilen çevrelerin etkisiyle, birtakım yanlış haberler, mesnetsiz bilgiler ve iftiralar yer almaya başladı.

Adnan Oktar önce tutuklandı ve cezaevine kondu. Sonra Bakırköy Akıl Hastanesi'ne nakledildi ve akıl sağlığı yerinde olmadığı iddiasıyla müşahade altına alındı. Hastanede, en tehlikeli hastaların bulunduğu "14A" koğuşunda tutuldu. 14A koğuşuna birkaç kilitli demir kapıdan geçilerek gidiliyordu. İçerisi oldukça bakımsız, izbe ve pisti. Bu ağır hastaların arasında cinayet çok sıradan bir olay olarak görülüyordu. İşte böyle bir ortamda Adnan Oktar, 6 hafta yatağına ayak bileklerinden zincirlendi. Şuur bulandıran ilaçlar kendisine zorla verildi. Bu arada, onu ziyaret etme ve görme imkanı bulan genç arkadaşları onun bu dönemde de kararlılığını ve şevkini hiç kaybetmediğine şahit oldular. Onları İslam ahlakına davet edeceği düşünülerek, doktora öğrencilerini, hemşireleri ve hatta doktorları bile görmesine izin verilmiyordu. Bir süre sonra ailesi, yakınları ve arkadaşlarıyla da görüşmesi yasaklandı. Hatta, telefon görüşmesi bile yapmasına müsaade edilmiyordu. Faaliyetlerini durdurmadığı takdirde hayatı boyunca hastanede kalacağına dair tehdit edildi. Bazı kesimlerden Yahudilik ve Masonluk kitabını basmaktan vazgeçmesi için yoğun baskılar gelmeye başladı. Eğer kitabı basmaktan vazgeçerse, hemen hastaneden çıkabileceği, yaşamının bundan sonrasını refah içinde geçirebileceği gibi teklifler geldi. Kitabın tüm dosyalarını vermesi karşılığında, büyük maddi imkanlar teklif edildi. Ancak, kendisi tüm bu teklifleri geri çevirdi, baskı ve tehditlerden yılmadı. Tam tersine bu yaşadıkları, onun kararlılığını daha da arttırdı.

Oktar hapishanede ve akıl hastanesinde toplam 19 ay tutuldu ve sonra savcılığın, "ifadelerinde suç unsuru bulunmadığını" belirtmesiyle beraat etti ve mahkemece serbest bırakıldı.

Oktar'ın Darwinizm'in nasıl büyük bir aldatmaca olduğunu gösteren çalışmaları bu dönemde de sürdü. 1986'da Darwinizm'in iç yüzüyle ilgili tüm değerli araştırmalarını Canlılar ve Evrim kitabında topladı. Bu kitap bilimsel kaynakların ışığında evrim teorisinin açmazını gösteren bir kaynak eser olarak yıllarca tek referans olarak kaldı.

Kokain Komplosu

1991'in ortalarında yaptığı kültürel çalışmalardan rahatsız olan birtakım çevrelerin etkisiyle, Adnan Oktar yeni bir komployla karşı karşıya kaldı. Bu dönemde kendisi, masonluk tarihi ve dünya masonluğunun örgütlenmesiyle ilgili son derece önemli bir kitap çalışması yapıyordu. Oktar'ın annesiyle birlikte yaşadığı Ortaköy'deki evine gelerek arama yapan polisler, yaklaşık iki bin kitaptan oluşan kütüphanede, ellerini attıkları ilk kitabın içinde bir paket kokain buldular.
Yürüttüğü fikri mücadele nedeniyle Sayın Oktar aleyhinde birçok karalama kampanyası düzenlenmiştir. Şahsına yöneltilen pek çok iftira ve asılsız ithamlar sonucunda, birçok kez gözaltına alınmış, gözaltında aylarca tutulmuş, fakat sonunda her zaman suçsuz bulunmuştur. Bu resimde jandarmalar tarafından gözaltına alınırken görülüyor.


Bu olaydan hemen sonra, o günlerde İzmir'de birkaç arkadaşıyla birlikte olan Adnan Oktar tutuklandı. Daha sonra, 62 saat boyunca alıkonulduğu İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne nakledildi. 62 saat sonunda kokain testi için Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Sonuçlar gerçekten oldukça ilginçti! Adnan Oktar'ın kanında kokainin bir yan ürününün çok yüksek miktarlarda bulunduğu açıklandı.

Ancak daha sonra ortaya konulan delillerin tümü, bu iftiranın sadece bir komplo olduğunu kanıtladı. Öncelikle Adnan Oktar'ın evinde bulunduğu iddia edilen kokainin komplonun bir parçası olduğu ortaya çıktı. Bu komplodan kısa bir süre önce Adnan Oktar kendisine karşı gizli bir planın kurulmaya başlandığını hissetmiş ve Ortaköy'deki evinden ayrılmıştı. Sonra annesini arayıp kendisine karşı bir komplo kurulmasının muhtemel olduğunu söylemiş ve annesinden şahit olmaları için birkaç kişiyle birlikte evi temizleyip kontrol etmesini istemişti. Bunun üzerine Adnan Oktar'ın annesi Mediha Oktar komşularından birini ve kapıcılarını çağırmış ve hep beraber evi iyice temizleyip kitaplıktaki kitapların teker teker tozunu almışlardı. Adnan Oktar'ın bu temizlikten sonra eve hiç gitmediği gerçeğine rağmen, 16 polis memuru eve operasyon düzenlemiş ve eve girer girmez kitapların arasında 'bir paket kokain' bulmuştu. Mediha Hanım'ın komşusu ve kapıcısı, olaydan sonra "Adnan Oktar'ın kütüphanesini hep beraber detaylıca temizledik, orada böyle bir paket yoktu" diye noter tasdikli bir ifade vermişlerdir.

Kokain komplosunun ikinci aşaması, yani Adnan Oktar'ın kanında çıkartılan kokain yan maddesi konusu da, bilimsel ve adli delillerle çürütülmüştür. Adnan Oktar emniyette 62 saat kalmış, tahlil bundan sonra yapılmıştı. Ancak kokainin kandaki yan maddesine bakılarak, kaç saat önce ne kadar kokain alınmış olduğu bilimsel olarak hesaplanabiliyordu. Adnan Oktar'ın kanında çıkartılan kokain dozu ise, 62 saat önceden alınmış olsa, Adnan Oktar'ın ölümüne neden olacak kadar yüksek bir dozdu. Bu durum, kokainin Adnan Oktar'ın vücuduna, 62 saatten çok daha kısa bir süre önce, yani gözaltında bulunduğu sırada girdiğini gösteriyordu. Yani kokain, Adnan Oktar'a gözaltındayken, yemeğine karıştırılmak suretiyle verilmişti.

Bu gerçek, aralarında Scotland Yard'ın da bulunduğu 30'a yakın uluslararası adli tıp kurumu tarafından teyit edildi. Hepsinin de, incelemeleri için kendilerine gönderilen dosya hakkındaki ortak cevabı şöyleydi: Kokain Adnan Oktar'a göz altındayken yemeğine karıştırılarak verilmiştir. Olay komplodur.

Daha sonra Türk Adli Tıp Kurumu da kokainin gözaltında yemeğine karıştırılmak suretiyle verildiğini teyid etti ve Adnan Oktar mahkemede beraat ederek aklandı.

Ancak kokain olayı çok önemli bir hususu gösteriyordu: Adnan Oktar'a husumet besleyen ve her türlü kirli yöntemi devreye sokarak onu yolundan döndürmeyi amaçlayan bazı karanlık odaklar vardı. Adnan Oktar'ı daha önce hapis ve baskıyla yıldırmaya çalışan söz konusu güç odakları, bu kez bir komploya başvurmayı tercih etmişlerdi.


Tıp Kurumlarının vermiş olduğu, kokainin Adnan Oktar'ın vücuduna 62 saatten çok daha kısa bir süre önce, yani gözaltında bulunduğu sırada girdiğini ispat eden raporlardan bir kısmının orijinallerini buradan görebilirsiniz:

1-Institut für Rechtsmedizin der üniversitat münchen

2- aachen üniversitesi adli tıp enstitüsü

3- adalet bakanlığı adli tıp kurumu başkanlığı 5.ihtisas kurulu

4- adalet bakanlığı adli tıp kurumu başkanlığı

5- adli tıp raporlarında en önemli kaynak olarak kullanılan prof. dr. johhn ambre ye ait cizelge grafik

6- basel polis ve askeri merkezi adli tıp laboratuarı

7- bonn rheinischen friedrich-wilhelms üniversitesi adli tıp enstitüsü

8- fransa içişleri bakanlığı polis laboratuarı

9- glasgow üniversitesi adli tıp enstitüsü

10- istanbul üniversitesi cerrahpaşa tıp fakültesi adli tıp enstitüsü

11- kantonsspital st.Gallen , institut für gerichtliche medizin

12- padova üniversitesi profesörü davide ferrara

13- prof dr. h. w. raudonat - zentrum der rechtsmedizin

14- tübingen üniversitesi adli tıp enstitüsü

15- üniversita degli studi di parma facolta dı medicina e chirurgia

16- viyana üniversitesi adli tıp enstitüsü




Adnan Oktar'ın Kitap çalışmaları

Oktar, 1991'den sonra bütün zamanını kitapları üzerinde çalışmaya ayırdı. Tüm vaktini evinde geçirdi.

Harun Yahya, müstear ismiyle, birbirinden değerli yüzlerce kitap yazdı. Özellikle Darwinizm'i bilimsel olarak çürüten eserler, bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. Evrimci yayınlarıyla tanınan New Scientist dergisinin 22 Nisan 2000 tarihli sayısındaki ifadeyle evrim teorisinin yanlışlığının ve yaratılış gerçeğinin anlatılması konusunda Sayın Oktar "uluslararası bir kahraman" haline geldi. Sayın Oktar'ın materyalizm ve Darwinizm'e karşı verdiği fikri mücadele sık sık National Geographic, Science, New Scientist, NSCE Reports gibi çoğunluğu evrimci olan yabancı yayın organlarında da gündeme getirildi. Örneğin National Geographic dergisinin Kasım 2004 tarihli İngilizce ve Almanca baskılarında, Adnan Oktar'ın, Yaratılış Gerçeği ile ilgili çalışmalarından bahsedilmiş, Evrim Aldatmacası adlı kitabından şöyle bir alıntıya yer verilmiştir: "Bu teori, dünya sistemini yönlendiren güçler tarafından bizlere empoze edilmeye çalışılan bir aldatmacadan başka birşey değildir."

Adnan Oktar'ın eserleri Hindistan'dan Amerika'ya, İngiltere'den Endonezya'ya, Polonya'dan Bosna'ya, İspanya'ya ve Brezilya'ya kadar dünyanın pek çok ülkesinde beğeniyle okunmaktadır. İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Urduca, Çince, Arapça, Arnavutça, Rusça, Boşnakça, Uygurca, Endonezyaca, Azerice, Bengolice, Bulgarca, Danimarkaca, Lehçe, Malezyaca, Portekizce, Sırpça, Hollandaca, İbranice, Macarca, Fince, Farsça, Hausa, Dhivehi dili, Hindice, İsveççe, Japonca, Kırgızca, Kishwahili, Malayalam, Norveççe, Romence, Tamil, Telagu, Thai dili gibi hemen her dile çevrilen eserler yurtdışında geniş bir okuyucu kitlesi tarafından takip edilmektedir.

Dünyanın dört bir yanında olağanüstü takdir toplayan bu eserler pek çok insanın iman etmesine, pek çoğunun da imanında derinleşmesine vesile olmaktadır. Kitapları okuyan, inceleyen her kişi, bu derin farklılığın ve faydanın, eserlerdeki hikmetli, akılcı, kolay anlaşılır ve samimi üslubun farkına varmaktadır. Bu eserler süratli etki, kesin netice, itiraz edilemezlik, çürütülemezlik özellikleri taşımaktadır. Eserlerin her birinde hiç kimsenin reddedemeyeceği, samimi, açık, ispatlı bir anlatım vardır. Kuşkusuz bu özellikler, Allah'ın nasip ettiği bir hikmet ve anlatım çarpıcılığından kaynaklanmaktadır.




Adnan Oktar'ın Yeniden Baskıyla Karşılaşması

Tüm bu fedakarane çalışmalar bazı çevreleri oldukça rahatsız etti ve "endişelendirdi". Materyalist ve mason çevrelerin provokasyonlarıyla, bu faaliyetlere karşı bir iftira kampanyası başlatıldı. Amaç, evrim teorisini çürüten her bilimsel çalışmayı kendilerince önlemekti. Fikren Adnan Oktar'ın çalışmalarına karşılık veremeyenler, iftiralar ve ithamlarla bu çalışmaları etkisiz hale getirmeyi hedeflediler.

1999 yılının Kasım ayında, Adnan Oktar yeni bir baskıyla karşı karşıya kaldı. Bu, tam olarak üç ciltlik büyük kitabı Global Masonluk'un yayınlanmak üzere olduğuyla ilgili haberlerin yayıldığı zamana denk geliyordu. Adnan Oktar'ın fikri mücadelesine başladığı ilk günlerden itibaren, çeşitli iftiralar, komplolar, yalan haberler ve suçlamalarla kendisini yıldırmaya, din ahlakını yaymaktan alıkoymaya çalışan birtakım karanlık odaklar yine devreye girdi.

Bu odakların provokasyonları ve yanlış bilgilendirmeleri neticesinde, 12 Kasım 1999'da, Bilim Araştırma Vakfı mensuplarının evlerine ve iş yerlerine bir polis baskını düzenlendi. Operasyonda hiçbir suç unsuruna rastlanmadı, hiçbir gayri ahlaki manzarayla karşılaşılmadı. Buna rağmen tümü birbiriyle çelişen akılalmaz yalanlar ve iftiralar her gün basında yer aldı. Bu operasyon neticesinde hiçbir hukuki delil öne sürülmeksizin, Adnan Oktar 9 ay cezaevinde tutuldu.

Tüm bu yaşananlar sırasında, Sayın Adnan Oktar, tevekkülü ve teslimiyetiyle çevresindekilere her zaman örnek oldu. Tarih boyunca yaşamış tüm müminlerin benzer olaylarla imtihan edildiğini, yaşanan her olayın Allah Katında belirlenmiş bir kader olduğunu ve hepsinin pek çok hayır ve hikmetle yaratıldığını etrafındakilere hatırlattı. Başlarına ne gelirse gelsin müminlerin her zaman itidalli, neşeli, azimli ve teslimiyetli olmaları gerektiğini söyledi.

Kendisine çeşitli komplolar kuran, akıl ve mantık dışı iftiralarla karalamaya çalışanlara karşıysa her zaman affedici ve merhamet edici oldu. Yüce Allah'ın ''Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır'' (Fussilet Suresi, 34) ayetiyle bildirdiği ahlaka uyan Adnan Oktar, 12 Kasım 1999 tarihinde yaşanan olaylarla gündeme gelen suçlamaların hepsinden, mahkeme aşamasında elde edilen delillerle aklanmıştır. Bugün halen kitap çalışmalarına devam etmekte ve insanları güzel ahlakı yaşamaya çağırmaktadır.

 
 

frontpage hit counter
Best Buy Coupon